Şiir, yalnız kendisine özgü bir söyleyiş ve kendi şartlarında bir iletişim aracıdır. Şiirin kendine özgü bir sesi ve yapısı vardır. Şiirde insana özgü coşku, heyecan ve duygusallık kendi dilini ve söyleyişini bulur. Şiirde lirik, epik, dramatik, satirik (mizahi) ve pastoral gibi anlatım türleri kullanılır. Lirik anlatım şiirin ayırıcı özelliklerinden biridir. Çünkü şiir, insanın kendisini coşku ve heyecanla ifade etmesi üzerine kurulmuştur.

1. Lirik şiir: Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren sevinç veya acı gibi ortak duyguların veya aşk, ayrılık, özlem gibi bireysel duyguların coşkulu bir tarzda işlendiği şiirlere lirik şiir  denir. Eski Yunan edebiyatında bu tarz şiirler lir denen bir sazla söylendiği için böyle adlandırılmıştır. Bizim edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir.

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın

 Sesini duyan olur, sana göz koyan olur

 Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın

 Annen bile okşasa benim bağrım kan olur

2. Epik şiir ( Kahramanlık şiirleri) : Bir milletin hayatında önemli izler bırakan (büyük göçler, savaşlar, doğal afetler vb. gibi) olaylarla, yiğitlik, kahramanlık, mertlik, yurt sevgisi gibi konuların destan havası içinde işlendiği şiirlere kahramanlık şiirleri (epik şiir) denir.

Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanatlı

Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle

Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle

 

3. Didaktik şiir (Öğretici şiirler): Bilim, sanat, felsefe, din, ahlâk gibi alanların kurallarını, temel ilkeleri öğretmek ve öğüt vermek amacıyla yazılan şiirlere öğretici şiir (didaktik şiir) denir.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Şahsın görünür rutbe – i aklı eserinde

4. Dramatik şiir: Heyecan veya üzüntü veren konuların tiyatro (dram, trajedi, komedi) tarzında işlendiği şiirlere dramatik şiir denir.

 

CANAVAR tiyatrosundan

ÖMER-Eğer sen istiyorsan bu şerefi bu şanı

Sana geçsin Ömer’in Memişzade ünvanı

     Yalnız saadetinden bana da bir hisse ayır

    AHMET-Yediğiniz her lokma bir fakir ahı taşır

Sizden uzaklaşanlar Allah’a yakınlaşır.

5. Pastoral şiir: Tabiat güzelliklerini, çoban ve kır hayatını işleyen şiirlere pastoral şiir denir. Bunlar içinde doğrudan doğruya kır hayatının güzelliğini işleyen kısa şiirler idil; birkaç çobanın kır hayatı, aşk vb. konular üzerinde karşılıklı konuşmaları tarzında yazılanlara eglog denir. (EglogTürk edebiyatında hemen hemen hiç kullanılmamıştır.)

Hülyana karışmasın ne şehir ne de çarşı

 Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı

 Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an

 Madem ki kara bahtın adını koydu çoban

6.Satirik şiir: Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

Elin kapısında karavaş olan
Burunu sümüklü gözü yaş olan
Bayramdan bayrama bir tıraş olan
Berbere gelir de dükkân beğenmez

Görgü kurallarını konu alan manzum yazılmış bir eser, coğrafya kitabı, tarihi olayı anlatan bir metin şiir olamadığı gibi manzum hikaye de şiir değildir. Çünkü manzum hikayenin yapısı ve anlatım biçimi şiirden çok farklıdır.

SEYFİ BABA
Geçen akşam eve geldim. Dediler:

– Seyfi Baba

Hastalanmış, yatıyormuş.

– Nesi varmış acaba? 

– Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.

– Keşki ben evde olaydım… Esef ettim, vah vah!

 

Bir fener yok mu, verin… Nerde sopam? Kız çabuk ol!

Gecikirsem kalırım beklemeyin… Zîrâ yol 

Hem uzun, hem de bataktır…

– Daha a’lâ, kalınız

Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.

 

Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;

Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde.

 
 

Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak;

“Gel!” diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.

 

Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,

Boğuyordum! müteveffâyı bütün âferine.

Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,

Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!

 

Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,

Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!

 

Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;

Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.

 

Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun…

Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:

 

Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara;

Kâh olur, mürde şuâ’âtı düşer bir mezara;

 

Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;

Kâh bir ma’bed-i fersûdenin üstünden aşar;

Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;

Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;

Related Posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir